GARİP VE ÖKSÜZ TÜRK İLİ DOĞU TÜRKİSTAN
Bu sayıdaki yazımızı iç siyasetten dış siyasete kaydıracağız gerçi içerdeki gündemde dopdolu ve güncel ama bu ay ki yazımızı Doğu Türkistan’a, Çin'in resmî söyleminde ‘Sinkiang’ dediği. (Bu kelime, Çinlilerin dili olan mandarincede fethedilmiş ülke veya yeni topraklar mânasına geliyormuş..) Ki, yerli uygur halkı arasında kısaca, bu bölge ‘Sincan eyaleti’ diye adlandırdıkları ama buraya Uygur Özerk Bölgesi’ demek daha iyi ve açıklayıcı olacaktır
Urumçi'de Uygur Türkleri'ne karşı Han Çinlilerinin giriştiği katliam eylemi, en çarpıcı fotoğraflarıyla basına yansıdı: Boylu boyunca ve kanlar içinde yatan gözleri çekik insanlar.. Urumçi'den eylem sonrası görüntüleri olarak zihinlerimize çakıldı.işte bu ay ki yazımız bu olaylar üzerine ayrıp yine her zaman ki gibi olayın bir başka pencereden bakıp sorgulamaya ayıracagız .. Ama, bağımsızlığı,alınmış bir halkın özerkliği, kuru bir laftan ne kadar ileri bir mâna taşımaktadır? Kaldı ki, bölgenin Özerk Yönetimi, halk tarafından, Çin’lilere satılmış bir kadro hainler olarak görülmektedir; tıpkı, Çeçenistan’daki Kadirov Yönetimi gibi..
Türkistan diye isimlendirilen coğrafya,19. yy.da, kuzeyden Rusya’nın ve doğu ve güneyden de Çin’in işgal ve istilâlarına uğradı.. Türkistan’ın öteki kısımları Sovyet Rusya’nın elinde olduğu ve o da yakın tehlike oluşturduğu için, o taraflarla Türkiye’de pek ilgilenilemedi;yanlışlar üzerine kurulan rejimi koruma ve ayakta tutma gayretleri gözlerimizi bir nevi kör etti Sovyet Rusya dağıldıktan sonra ise, Türkistan’ın diğer bölümleri yani türk bölgeleri neredeyse 40 parçaya ayrıldı aynı millet ,aynı dil ,aynı din ,ama 40 parçaya bölünmüş haldeyiz bunlalarla bütünleşmeyip her fırsatta bizleri aşağılayan ahlaksızlığın tavan yaptığı Avrupa ile birleşceğiz diye bir yerlerimizi yırtıyoruz .. buraları yani Türk yurdunu Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türmenistan, Tacikistan ...gibi isimlerle anılan yığınla parçalara ayrıldılar..
Gerçek sebebi bulabilmek her ne kadar şu an için o bölgeyle irtibatımızın fazla olmadığı için kolay olmasa bile, açıktır ki, sosyal mes’elelerde, ilk etkenler, cephaneliği patlatan kıvılcım mahiyetindedir.. Yani, patlamaya hazır bir gerilim vardı ki, o bombanın fitilini bir küçük hadise bile ateşleyebilmişti.
Her ne olursa olsun, çok büyük bir sosyal patlama olduğu, Türk Uygur Müslümanlarıyla ‘Han Çinlileri’ denilen kitleler arasındaki büyük kapışmada ölenlerin sayısının resmî makamlara göre bile 180 üzerinde resmi olmayan ölü sayısı da 1000 civarında olduğu söyleniyor ve bunun yüzlerce ölü olarak ifade edilmesi ve ayrıca her iki tarafın da ölenlerin çoğunun kendilerinden olduğunu açıklamaları, konunun anlaşılmasını zorlaştırıyor.. İlk planda anlaşılan durum, çatışmaların Uygur Müslümanlarıyla, ‘Han Çinlileri’ (veya uygurların deyimiyle ‘hanzo’lar) denilen kesim arasındaki iki farklı sosyal grubun kapışması şeklinde geçtiği ...Doğu Türkistan’da, Urumçi’de Müslüman Türk halka karşı ve bölgenin nüfus durumunu (demografik yapısını) değiştirmek için yerleştirilmiş bulunan Han Çinlileri denilen kesim tarafından uygulanan ve Çin güvenlik güçlerinin önlemekte zafiyet gösterdiği veya göz yumduğu korkunç katliâm konusunda dünyanın sesiz kalması hele ki Müslüman ülkelerin seslerini çıkarmamaları çok manidardır.Yükselen Çin'i kuşatmak için Uygur meselesini kullanmak isteyen güçler Amerika'nın “insan hakları sorunu” çerçevesinde Uygur diasporasına el atması, hatta kendi kontrolünde bir liderlik oluşturma gayreti dikkatle izlenmelidir. Reel politiğin acımasızca yürütüldüğü bir dünyada yaşıyoruz. Çin'in hakimiyeti altında yaşayan Uygurların verdiği mücadele dramatik bir safhaya gelmiş bulunuyor.Dünyada Türkiye’den başka hiç bir ülkenin sesin tam çıkaramadığı herkesin ülkelerini çıkarları uğruna bu zulme sesiz kalındığı izleniyor.bunu Türkiye yapsaydı neler yapardı güya modern dünya..Bölgeye özel olarak yerleştirilerek, ekseriyeti oluşturmaları sağlanan Han Çinlilerinin, Uygurlara karşı, kitlelere halinde sopalarla, ve silahlarla ve azgın şekilde saldırdıklarını gösteren ve önlerine çıkanı öldürdüklerine dair görüntüler, izleyenlere çok şeyi anlatıyor.. sanki daha evvelden planlanmış bir şekilde bu planlamada Çin derin devletini parmağı olduğu basında ima edilse de başka güçlerinde bu işlerde parmağı olabileceğini düşünüyorum..son zamanlarda Türkiye ve Çin arasında gelişen ilişkiler..Cumhurbaşkanı Gül'ün Çin ziyaretinde 8 ayrı Türk firmasının başta enerji ve maden sektörü olmak üzere 3 milyar dolarlık ortaklık anlaşması imzalaması, büyük bir Çin otomotiv devinin 600 milyon dolarlık yatırımla Konya'yı, öncelikli dış yatırım listesinin ilk sırasına alması, siyasi konularda iki ülke arasında hiçbir sorunun olmaması, BM Güvenlik Konseyi'nde sıkı işbirliği, “insan hakları savunucularının” canını iyice sıkmaya başladı ve Türkiye’nin Çin’e yatırım yapabileceğini açıklaması Cumhurbaşkanı Gül'ün Çin ziyareti ardından bu olayların gündeme gelmesi manidardır..Özellikle BRIC denilen 'Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin'in yeni bir rezerv para yapalım' çalışmaları var..Ankara, Çin piyasasına Türk tahvili ihraç edilmesine olanak sağlayacak hükümler içeren iki anlaşma taslağı hazırladığına dair haberler basına yansıdı.
Krizle birlikte dolara olan güveni sarsılan Çin'in döviz rezervlerini çeşitlendirmenin yollarını araması bir çok ülkenin yanı sıra Türkiye'nin de iştahını kabarttı. Ankara'nın da pastadan pay alabilmek için Çinlilerin Türk tahvillerine doğrudan yatırım yapabilmesine olanak sağlayacak alt yapı çalışmalarına başladığı biliniyor. Ankara, Çin'le ikili ekonomik işbirliği anlaşması için hazırlık yapıyordu. Çalışmaları devam eden anlaşma taslağında Çin piyasasına Türk tahvili ihraç edilmesine olanak sağlayacak hükümlerin de olduğu belirtiliyordu. Hazine bu yolla Çin'in Türk tahvillerine olan ilgisini artırmayı ve güvenle yatırım yapmasını sağlamayı amaçlıyordu. yani bu olaydan evvel Çinle ilişkilerimiz gayet iyi gidiyordu bir anda bozuldu bizim haklı olarak sert tepkimiz Çininde bize sert tepkisine sebep oldu ve ilişkiler bir anda gerildi..şimdi Çinliler Türk piyasasına girip tahvil alır mı ? ..yine IMF mahkum kaldık...sadece bu kadar olsa iyi başka sektörlerde de Çinle işbirliği halinde olduğumuz basına yansıdı...bunlardan en ilginci de
TÜBİTAK yazılım uzmanlarının geliştirdiği bilgisayar işletim sistemi Pardus, Microsoft'a meydan okuyor bir kaç yıl önce geliştirilen ve sürekli güncellenen milli yazılım, Çinlilerin ilgisini çekti.Microsoft’a alternatif arayan Çin hükümeti Türk işletim sistemi Paradus'u, incelemeye almıştı paradus eğer beğenilirse Çince'ye uyarlanacak . Böylece dünyanın en büyük nüfuslu ülkesi Çindeki bilgisayarlar Türk işletim sistemiyle çalışacaktı ismini Anadolu’da yaşayan bir pars cinsinden alan paradus halen askeri tesisler başta olmak üzere pek çok kamu kurumunda başarı ile kullanılıyor. isteyenler bunu www.pardus.org.tr adresinden ücretsiz indirebiliyor..
Dünyanın en büyük bilgisayar yazılım şirketi Microsoft'un hazırladığı Windows işletim sistemini kullanıyor bugün çoğu bilgisayarlar ..ancak dünyada Microsoft’a alternatif sistemlerde devreye girmeye başladı bunlardan en başarılısı Almanların geliştirdiği Linux işletim sistemi .Türkiye de bu yarışta TÜBİTAK Linux'u örnek alarak hazırladığı yerli işletim sisteminin yurtdışına açılması için harekete geçti 8 kasım 2007'de Türkiye’yi ziyaret eden Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Enformasyon yüksek danışma komitesi başkanı Qu Weizihi başkanlığındaki heyet yerli işletim sistemi Paradus'a hayran kaldığını açıklamıştı Anadolu parsının Microsoft’a rakip olabileceğini düşünen Çinli yetkililere Türk tarafı Çince sürümünün hazırlanabileceğini teklifinde bulunmuştu.Değerlendirmelerin ardından Çin hükümetinin 'olur' vermesi halinde Türk işletim sistemi dünyanın nüfusu en büyük ülkesinde kullanılmaya başlanacak ve bu dünyaya dalga dalga yayılabilecekti..böylece Türkiye ve Çin ,alanında tekel oluşturmakla suçlanan ve zaman zaman bu konuda büyük para cezaları alan Microsoft'a karşı güçlerini birleştirecekti. Telekomünikasyon kurumu yetkilileri "Microsoft'un tahtını sallayacak bir projeye imza atacağız."diyordu.Microsoft'a karşı güç birliğinin bazı kesimleri korkuttuğu biliniyor..yine yetkililerde "işin içine Çin girince Microsoft harekete geçti" açıklaması gelmişti..ve harekete geçmelerini sonucu her şey başa döndü..onun için bu olayların kime yarayıp kim yarmadığın iyi tespit etmek lazım...zira Çinli yetkililer sert önlemler almış ve uygulamış olabilirler..ama bu işin Çine de yaramadığı açıktır..gaza fazla gelmeden soğukkanlılıkla olayları değerlendirmemiz lazım zira Çininde Türkiye ile ilişkilerine önem verdiği bilinmektedir..bu yazdıklarıma komplo teorisi gözüyle bakmadan analitik gözle bakılınca hiç de yabana atılacak görüşler olmadığı görülecektir
ABDURRAHMAN FİLİK
|
|